
“arpacık çok ağlamaktan dolayı da çıkarmış. bu ara çok mu ağlıyorsun?”
psikolojimin içine ettiğin yetmedi, fiziksel olarak da zarar veriyorsun artık. teşekkür ederim.
önce inkar hissi gelecek, daha dün 4 ay vardı, bugün nasıl bitti her şey diye inanamayacaksın. öyle inanamayacaksın ki, beraber geçirdiğiniz o son günlerin farkına varamayacaksın. gün bitip kendinle başbaşa kaldığında neden daha fazla anı toplamadım diye kendine kızacaksın. ama yine de mutlusun, çünkü hala görme ihtimalin var. onu o en son gördüğün, ve o günden bir daha uzun süre aynı şehirde bile olamayacağınız gün gelip çatacak. hiç gelmeyecekmiş gibi gelen o gün, o 4 aydan daha hızlı bitecek. herşeyin geçmişte kaldığını farkettiğin o andan sonra başlayacak asıl kabus işte. önce hissizlik duygusu, ilk başta önündeki bir-kaç ay boyunca neler yaşayabileceğini tahmin edemiyeceksin. yine yarın görecekmiş, beraber birşeyler yapacakmışcasına uyanacaksın yeni güne. hiçbirşeyin bir daha eskisi gibi olmadığını anladığın o an, hissizliğin geçecek. sırada duyguların en safı, en belası, en can acıtanı özlem var çünkü. özleyeceksin, deli gibi, elinden hiçbir şey gelmeyecek. beraber gittiğiniz, güldüğünüz, eğlendiğiniz yerlere bırak gitmeyi, önünden bile geçemeyeceksin. birlikte dinlediğiniz şarkıların ilk 10 saniyesini bile dinleyemeyeceksin. ağlayacaksın, deli gibi. herhangi bir masada ismi geçtiğinde bile durduramayacaksın gözyaşlarını. uzun sürecek uykusuz gecelerin olacak. kalbinin üzerine yerleşen o ağrı hiç geçmeyecekmiş gibi gelecek. sonra, birden hepsi geçip gidecek. sanki aylardır kendini harap eden sen değilmiş gibi uyanacaksın bir gün. o gün işte, asıl yeni hayatının ilk günü olacak. alışmış olacaksın, ve o en baştaki hissizlik yeniden başlayacak. ama bu sefer hiç geri gelmemek üzere. o sadece eski bir anı olarak kalacak, ağladığın o masalarda ismi geçtiğinde tebessüm edeceksin artık. hayatına yeni insanlar, yeni heyecanlar girdiğinde bunca zaman kendimi boşuna üzmüşüm diye kendine kızacaksın belki, o kadar. kalbin bir kuş gibi hafif olacak artık. özgür olacaksın.
işte ben, hemen şu an, özgür olmak istiyorum. o arayı tamamen atlayarak. mümkünse.
İleride umarım ömrüm yeterse torunlarıma bile anlatabileceğim bir hikayem var artık, “bir film çekmeye gittim ve hayatım değişti” diyebilecek kadar da iddalı olduğum bir hikaye. Bir ay önceki Gözde’ye şu an içinde bulunduğum durumu anlatsam muhtemelen güler geçerdi, tıpkı şu an kendi durumuma şaşırmaktan başka hiçbir şey yapamadığım gibi. Benimle birlikte bir yıldan fazladır heryere gelen, şehir şehir gezdiğimiz, gezmesek bile kalbimin orta yerinde bütün ağırlığıyla duran ona dair tüm hislerin birden bire anlamsızlaşması için ihtiyacım olan tek şey 1000 kilometre yol gidip Mardin’e uğramakmış meğersem. Çok değil, 1 hafta önce uğrunda ölebileceğim o gözlerin şu an boşluktan başka hiçbir şey ifade etmiyor olması için ihtiyacım olan tek şey kafamı o duygulardan arındıracak apayrı şeylermiş meğersem. Veya dünyanın sadece birine karşı duyulan o saçma sapan hislerden ibaret olmadığını anlamakmış. Etrafımda dönen dünyayı farketmek için de beş gün yeterliymiş, yeni anlayabiliyorum. Akademik hayatımın sonlanmasına üç hafta kala gelen bu hissizlik, herşeyi boşvermişlik duygusuna sebep olan her şeyi çok iyi biliyordum aslında uzun zamandır ama aylardır beynimin gerisine itip gözardı ettiğim her şeyin böyle birden gelip tüm benliğimi esir alacağını tahmin bile etmiyordum. Hayatım değişiyor, evet. Ama sabit kalan yine benim. Kalbim, beynim, hislerim, etrafımdakiler durmadan değişiyor, değişmeye de devam edecek. Belki de 17 Haziran’dan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anca idrak edebiliyor kalbim ve farkında olmadan girdiğim bu süreç ona bir hazırlık, bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey var ki, şu an üzüldüğüm her şey ileride gülüp geçilecek onlarca anıdan biri olarak kalacak, tıpkı Mardin’de geçirdiğim o 5 gün gibi.
-Çok özür dilerim ya ! Çok, çok özür dilerim. Ben şarkıyla uyandırayım dedim, yanlış şarkı da seçmişim…
(via leylailemecnun)
aynı şehri paylaşmadığımız zamanlarda daha çok nefret ediyorum ankara’dan.

Onsuz nefes alabiliyor musun? diye sordu geçen gün bir arkadaşım. Sensiz nefes alabiliyorum, evet. ama seninleyken aldığım tek bir nefesle sensizken aldığım bütün nefeslerin toplamını nasıl karşılaştırabilirim ki?
sitcom dizisi karakterleri gibiyiz.
ne zaman bir araya gelmeye kalksak en heyecanlı yerinde aramıza alakasız insanlar, olaylar giriyor.
(via 7-kingdoms)